Başlık olarak BCN v2IMG_3995 dedim çünkü daha önce ilk defa gittiğimde Barcelona Barcelona yazımda Barcelona’yla ilgili izlenimlerimi aktarmıştım. Tekrar başlık açmamın sebebi ise BCN’in daha önce gitmediğim yerlerini bu sefer deneyimlemiş olmamla beraber İspanya’nın Barcelona dışındaki başka şehirlerini de gezme fırsatı bulmuş olmam. Bu kadar ön bilgi yeter =)

Her zaman derim, Barcelona rüya gibi bir şehir. Bir insanın aradığı her şeyi bulabileceğiIMG_4038 ender yerlerden biri. Benim için hep İstanbul’un denize de girilebilen ve insanların daha özgür olduğu bir versiyonu olarak kalacak. Ömrüm yettiğince de birkaç yılda bir hep gideceğim. Gezimiz için 6 günlük bir zaman ayırmıştık. Programımıza Barcelona’dan başladık. Sadece 2.5 gün kalabileceğimiz için planlı davranmamız gerekiyordu. Perşembe akşam uçuşuyla gidip Gotik mahallede bulunan otelimize yerleştik. La Rambla’dan iç tarafa doğru yer alan mahalle mimarisi, kendine özgü havası, tarihi, güzel restoranları, küçük tasarım butikleriyle Barcelona’nın kalbi gibidir. Süremiz kısıtlı olduğu için bizim için mustları ayırmamız ve mutlaka IMG_3934programa sıkıştırmamız gerekiyordu. Bu sebeple La Sagrada Familia ve Park Guell’in  biletlerini ertesi gün sabah ve öğlene online olarak almıştık. Yalnız süre kısıtınız olsun olmasın biletleri daha önceden almanızı tavsiye ederim. Çünkü içeriye belli sa aralıklarında belli sayıda insan alınıyor ve bunu kırmanın bir yolu yok 🙂 Geçen sefer yaklaşık bir günümüz bu şekilde kaybolduğu için bu sefer planımızı netleştirip önden biletlerimizi aldık. Gördükleriniz zaten yorgunluğunuza değecek. Çok fazla detay vermeye gerek yok 🙂 Aaa ama sabah kahvaltısı detayını paylaşmayı unuttum. Adım başı bulabileceğiniz fırınlardaki olağanüstü kruvasanlardan mutlaka yemelisiniz. Çok da vaktimiz olmadığı için elimize kahve ve kruvasanımızı alarak yola koyulmuştuk.

Net olarak şunu diyebilirim ki Temmuz ayı Barcelona hatta İspanya’nın gittiğim diğer şehirleri için de uygun bir ay değilmiş. Muhtemelen Ağustos çok daha kötüdür. Tabi ki hava sıcaklığından bahsediyorum. Nem sizi nefes alamayacak noktaya getiriyor. Geçen sene çok da düşünmeden verdiğimiz Eylül kararı çok daha mantıklıymış 🙂 Tabi ki akşama kIMG_3997adar kendimizi denize attık. Metroyla gidip, Barcelonata durağında inip oradan şehre en yakın plajlara gidebilirsiniz. Bu bölgede çok da güzel kafeler var. BCN’de içtiğim en güzel Sangria’yı burdaki kafelerde içtiğimi söyleyebilirim. Plajlarda isterseniz şezlong da kiralayabilirsiniz tabi ama kiralamasanız da havlunuzu serip eşyalarınızı bırakıp denize girebilirsiniz. Burada sadece bir noktaya dikkat çekmek istiyorum ki o da denizin biraz derin olması 🙂 Ortalama derinlik 40 metre civarı olmalı. Zaten az ilerisinin marina olduğunu düşününce çok da mantıksız değil. 🙂 Yani yüzerken bişey çarptı filan gibi hissederseniz panik yapmayın balıktır. Açık denizdesiniz, sonuçta onların dünyasına giriyorsunuz. Deniz biraz tuzlu ve dalgalı ek bilgi olarak.

IMG_3975Mükemmel bir öğleden sonranın ardından gece için dinlenmiş hazırdık. Bir önceki seneden eksik kalan ve kesinlikle yapmak istediklerimizden biri sevgili Gaudi’nin yarattığı casalardaki eventlere katılmaktı. Tüm eventleri inceledikten sonra Casa Mila’da gerçekleşen The Originals’ katılmaya karar verdik. Şu an Casa Mila’da halen yaşayan 3 aile varmış. Gidip detayları kendiniz dinlemelisiniz çünkü gerçekten efsaneviydi. Gösterinin ardından ikran edilen bir kadeh cavayla gece sonlanıyor.

Tamam 2. gün başlıyor. Barcelona’nın çok güzel bir meyve pazarı var. Buradan çantamıza meyve kuplarını doldurdaktan sonra kahve de alıp, sahile doğru yola çıktık. Öğleden sonraya kadar plajda zaman geçirip, öğleden sonra gotik mahalleyi, burdaki butikleri gezdik. La Rambla’da uzun bir yemekten sonra biraz yürüyüş ve Marina’ya vararak günü tamamladık.

Ve Barcelona’daki son günümüz. Barcelona’dan ayrılırken hep bir duygusallık basıyor. Gittiğim şehirlerin her sokağını, her zerresini yürüyerek gezmek isterim. Bu sefer hava şartlarından biraz az yürüdüğümüz için de içim biraz buruk ayrıldım. Akşam 5’de arabamızı kiralayıp, bir sonraki durağımıza devam edecektik. Son gün bi önceki sene de kahvaltısına bayıldığımız cafe milk’e gittik. Ardından yine bir önceki sene gitmeye fırsat bulamadığımız Tibidabo tepesine gittik. Tipidabo’dan tüm Barcelona’yı görebildiğiniz gibi Tibidabo’da tahtadan yapılmış bir de lunapark bulunmakta. Biz gezi bileti alıp parkı gezip tabi ki fotoğraf çektik.

İlIMG_4063k yurt dışında araba kiralama maceramızdı. Doğrusunu söylemek gerekirse navigasyon cihazı bizi biraz zorladı 😀 Gezinin sonunda farkettiğimiz biraz nahoş bir özelliği ise bizi kesinlikle paralı yollara sokmamasıydı. Bu sebepledir ki öncesinde googlemaps den bakıp “aaa iyimiş Barcelona Roses arası 2 sa Roses Valencia arası da 4 saatmiş” diye yaptığımız plan biraz bozulup zamanınımızın bir kısmı -biraz büyükçe bir kısmı -yollarda geçti ama o bölgedeki tüm dağ yollarını tüm köyleri gördük. Yani sonuçta o bölgedeki İspanyollar bile görmemiş olabilir biz gördük 😀 😀 Tabi ki o dağ yollarında kaçla gittiğimizi söylemeyeceğim. Yok artık daha neler !

Bir sonraki durağımızı da söylemiş oldum. Arkadaşlarımızdan biri, daha önceki Barcelona’ya gidişlerinde Costa Brava kıyılarının çok güzel olduğunu bir önceki gidişinde gidemediğini söylemişti. Biz de bu kıyılarda yer alan koylardan birinde bir gün kalıp o günümüze denize ayırıp, tamamen dinlenmeyi planlamıştık. Roses’ı seçtik. Sonra öğrendik ki Barcelona’dan kalkan tüm gün ya da yarım günlük turlarla da bu kıyıları gezebiliyormuşsunuz. Artık bi dahakine. 🙂

Roses’a vardığımızda otele yerleşmemiz vs. sa biraz geçti. Biraz sahili turlayıp, dondurma yemek için dışarı çıktık. Aslında otelimiz sahilin başında kalıyormuş ve biz diğer tarafa yürüsek daha hareketli bir yürüyüş yolu görecekmişiz ama yine de yediğimiz dondurmalı krepler şahaneydi.

Ertesi sabah tüm günü denizde geçirmeyi planlıyorduk da Temmuz ortasında şansımıza hava kapalıydı. Öğlene kadar soğuk, hava kapalı demeden vaktimizi denizde geçirdik. Öğleden sonra da arabayla çevre koyları gezmeye karar verdik. En yakın koy Empuriabrava’ydı. Dünyadaki en büyük yat limanlarından biriymiş, insanlar evlerine evlerinin arasında yer alan kanallardan kendi yatlarıyla gidiyorlardı. Değişik yaşamlar 🙂 Bu arada hava hala kapalı. Sahilde, küçük bir barda oturup birşeyler atıştırıp bu havada ne yapabiliriz diye plan yapmaya başladık. Fransa sınırına çok yakındık. Ve orda çılgın fikir geldi. Neden akşam yemeğini Marsilya’da yemeyelim ki 🙂 GoogleMaps 4 sa gösteriyordu. Hemen otele geri dönüp, üstümüzü değişip yola çıktık. Yalnız hesaba katmadığımız bir şey vardı ki o da sınır trafiği- 5 km yi 1 saat’de ilerledik. En kötü sınırdan geçelim diyorduk ki trafik durma noktasına geldi. Bu arada günün de yaklaşık 2 saatini sınırı geçebilir miyiz diye kaçırmıştık. Empuriabrava’da La Tagliatella olduğunu fark etmiştik. En azından güzel bir İtalyan yemeği yiyip, şarap içeriz diye düşünüp geri döndük. Tavsiye edilir, sadece şarap seçimimiz çok doğru değildi ki sanırsam Toscana şarabı seçmiştik.

Yemekten sonra Roses’a geri döndük. Bu sefer otelin diğer tarafına doğru yürümeye başladık. Ve evet gerçek bir İspanyol eğlencesinin içine düştük. Hani bizde orta halli tatil beldelerinde çay bahçelerinde çifte telli filan çalarlar da amcalar teyzeler bi oynarlar bi oynarlar ya burda da benzer bir durum var yalnız mekandaki amcalar teyzeler ince uzun kadehlerinde şaraplarını içiyorlar, olağan üstü müzik yapan beyazlar içinde müzisyenler bir de dansçı halkı yönlendiriyor. Yoldan geçen herkes katılıp aynı figürleri yapmaya başlıyor. Yani tamam biz de denedik ama kanımızda yok onlar gibi olmuyor. 😀

Hep bi yerden ayrılacağımız gün havanın çok güzel olması insafsızca. Biz de ayrılamadık. Sabah yola çıkma planımız muhteşem deniz karşısında öğlen 2’ye kaldı. Ve az önce dediğim bitmek bilmez dağ yolları başladı. Ve evet itiraf ediyorum tüm Türklüğümüzle sıkıntıdan yolda çekirdek de çitledik. 🙂

IMG_4111Valencia’ya akşam 7 gibi vardık. Dayanamadık yolda durduk gözümüze kestirdiğimiz bi yerde denize de girdik ama nerde Roses nerde Valencia. Valencia mimari olarak biraz Prag’ı anımsatıyor. Otelimizin manzarası efsaneviydi. Tarihi şehir meydanına bakıyordu. Otele yerleştikten sonra akşam yemeği ve şehri bir ön keşif için dışarı çıktık. Taco(Taco Bell) deneyelim dedik ama açıkçası pek sarmadı. Şehrin sokakları çok sakin insan çok azdı. Bunu geceye verdik ancak ertesi gün anladık ki Valencia o kadar da turistik bir şehir sayılmazmış ya da biz yanlış zamanda gitmiş olabiliriz. Zira havalardan birçok yer kapalıydı. Ağustos’da da Barcelona’da heryerin kapalı olduğu gibi söylenti duymuş olsak şimdiye kadar hiç Ağustos’da gitmediğimiz için bunun kanıtı henüz yok. 🙂 O kadar sıcaktı ki yürüyerek şehri gezemeyeceğimize emin olduktan sonra bir sightseesing otobüs bileti alıp, şehri böyle gezmeye başladık. Şehir biraz geniş bir alana yayılmıştı. Yürüyerek gezmemiz zaten pek mümkün değilmiş. Tarihi şehir meydanı gerçekten çok güzeldi. Aldığımız sightseeing biletiyle 2 farklı otobüs kullanabiliyorduk. Biri tarihi şehir diğeri ise deniz tarafını gezebileceğimiz otobüs turu. Öğleden sonra bu tarafı görüp sonra da denize gitme kararı aldık. Ancak bu plajda da deniz pek hoş değildi. Biz de güneşlenip deniz kenarında dinlendik. Akşam otele döndükten sonra hızlı bir yemek ardından havanın akşam saatlerinde biraz daha serinlenmesinden faydalanıp zamanı şehri biraz da karanlıkta yürüyerek gezmeye ayırdık. Güzel birkaç yer bir iki hareketli cadde gördük ama Barcelona’yla bu kadar yakın olup, bu kadar durgun ve bu kadar az turist çekmesi biraz tezat olmuş. Mesela Mercado Colon isimli hem mini alışveriş merkezi hem de girişinde restaurantlar olan bir yer keşfettik. Maalesef 10’da kapanıyormuş. Yetişemedik ama tavsiye edilir.

Ve dönüş günümüz, tabi ki yine son günü alışverişe ayırdık. Sabah 10’da kasada ne sıra olur demeyin vardı. Yine de kabul edilebilir bir sürede arabaya gelmiştik aslında. Ve sevgili navigasyon cihazımız tabi ki bizi şaşırtmadı. Yollarda dönüp duruyoruz, internetimiz çekmiyor, navigasyon cihazı yanlış yol gösteriyor. Sonra iç güdüsel bir şekilde doğru tarafa ilerleyip ana yola çıkmışız 🙂 Arabaya bırakacağımız yer aslında havalanında değil havaalanına yakın bir yerdeydi ve yolun ilerisi nasılmış diye o sırada artık çekmeye başlayan internetimizden yandex’e bakarken maalesef ben sapağı kaçırdım. “Çok özür dilerim ama birşey diycem az önceki yol ayrımı vardı ya bizim ordan dönmemiz gerekiyormuş.” Sonra bi yarım sa yolu bulamadık. Hepimiz panik uçağı kaçırabiliriz. Valencia’dan çok fazla Türkiye uçuşu yok. Saatlerce havalalanında bekleyebiliriz. Neyse sonra yine biraz yandex biraz da içgüdülerimizin yardımıyla doğru yolu bulduk ve kalkışa yarım sa kala da havalanına girdik. Önceden haritanın bi çıktısını almakta fayda var sanırım 😀

Umarım İspanya’ya gitmek isteyenlere bir fikir verebilmişimdir. İyi eğlenceler 😉

Reklamlar