Tamam kabul ediyorum Amsterdam dendiğinde kimsenin aklına başlığa yazdığım şey gelmeyecektir. Ama benim asla unutamayacağım devamlı gülen yüzleri, rahatlıkları, yardımseverlikleri ve hiii derlerken çıkardıkları kedi gibi ses olacak. 🙂

Unutmamak için yazmak lazım, 3 günlük bir planla gitmeyi düşünenler varsa bizim planımızı örnek alabilirler. İyi eğlenceler 😉

IMG_6299

Cumartesi akşam 8 uçağıyla yola çıktık. Amsterdam saatiyle 10 civarı uçaktan inmiş pasaport kontrolden geçmiş valizlerimizi almıştık. Şehir merkezine trenle gidebilirsiniz. Amsterdam Central yazan noktadan binmelisiniz.

Trenden inip, gardan çıktığınızda ilk yapmanız gereken, yeterli uzaklığa geldiğinizde arkanızı dönüp gara bakmak olmalı. İlk hayranlığınızı yaşadıysanız yola devam edebilirsiniz. 🙂 Biraz ilerledikten sonra olağanüstü Victoria Hotel‘i göreceksiniz. Tamam yeterince şaşırdınız. Eğer oteliniz merkeze çok yakın değilse, elinizde detaylı bir harita yoksa ve kış akşamıysa bi kerelik taksiye binmenizi öneririm. Zira biz binmedik, saatlerce kanalların arasında oteli aradıktan sonra bayıldık mı uyuduk mu tam emin değilim.

1. gün:

Hollandalılar elmalı payı biraz seviyorlar. Bir arkadaşımızın önerisiyle Winkel43 adlı IMG_3669mekanda elmalı pay yiyerek ilk sabah kahvaltımızı yapmaya karar verdik. Evet en büyük hatayı krema da ister misiniz dediğinde evet diyerek yapmış olabilirim ama hayatımda yediğim en lezzetli şeylerden biriydi. Yanında istediğimiz latte de payla yarışır aslında. Mekan iç ve dış olmak üzere oturma seçeneği sunuyor. Buz gibi soğuk kış gününde, içerde yer bulamadığımız için dışarda oturmak zorunda kaldık. Yan masada oturan turistler bize acıyıp, battaniye verdiler altımıza koymamız için ama pişmanlık yok. Evet masanın önünden geçen herkes, mekandan çıkan herkes bize şok içinde bakıp, gülmüş olabilir ama değdi mi değdi 🙂

Amsterdam’ın en ünlü turistik mekanı olarak Anne Frank House’a gitmeye çalıştık ilk olarak ama kilometrelerce süren sırayı görünce, başka bir gün tekrar denemek üzere vazgeçtik. Rotamızı Dam Square’e doğru çevirdik. Yolda lale müzesini gördük, seçmek biraz zordu ama sonunda soğanlar arasından hangisini daha çok sevdiğimize karar verip, lale soğanlarımızı aldık. Dam Square’e ulaştığımızda soğuktan biraz donmuştuk. H&M’de IMG_3735ısındıktan sonra etrafı dolanmaya başladık. Müze gezmeyi çok seven bir ikili değildik o yüzden müze hakkımızı Maddame Tussauds’dan kullandık. Maddame Tussaud’a girerken tekne turu da alabiliyorsunuz ki almalısınız da çünkü tek tek aldığınızda çok pahalıya geliyor. Maddame Tussauds’da biraz fazla kalmış hatta günün yarısını orda geçirmiş olabiliriz tamam ama içerisi tahmin edemeyeceğiniz kadar eğlenceli. Eğer heykellerle poz verirseniz, korkunç bir eğlence sizi bekliyor olacak. Hatta bir anıyı paylaşmak isterim 🙂 Müze görevlilerinden beri tam önümden geçerken (üniforması da müsaitti) heykel gibi poz verdi. Ben umursamadan devam ettim. Ama eli titreyen heykel gören gezi arkadaşım biraz zıplamış olabilir 🙂

Maddame Tussauds’dan çıktığımızda saat biraz ilerlemişti. Tekne turunu yapmakla otele uğramak arasında kararsız avare avare dolaşıp fotoğraf çekerken, tekneye binmeye karar verdik. Yaklaşık 1 sa boyunca tüm kanalları gezip, anlatıyorlar. Önce flemenkçe sonra fransızca sonra inglizce söyledikleri için takip biraz zor oluyor ama manzara izlemeye değer.

Tekne turundan sonra aldıklarımızı otele bırakmak için otele uğradık ve yine bir arkadaşımızın önerdiği Bier Fabriek adlı mekana akşam yemeğimizi yemek üzere yola çıktık. Tüm masalar rezerve olduğu için yarım saat kadar barda oturmak zorunda kaldık. 3 tane kendi yapımı biraları vardı. İsimlerini maalesef hatırlamıyorum. Beklerken barmenin önerisiyle ilk ikisinin karışımı olan biralarımızı içtik. Kesinlikle tavsiye ederim çok lezzetliydi. Bir de bize değişik gelen sürekli ortalığa yer fıstığı bırakmaları ve sizin bu fıstıkları kabuklarını yere atarak yemenizdi. Yemek olarak barbekü tavuk’u önerebilirim. Günün sipasyeli dışında çok fazla çeşitleri yok ama artık o kadar beklediğimiz için açlıktan mı emin deilim ama tavuk yediğim en iyi tavuktu. Yemekle 3. birayı denemeye karar verdik. Siyah biraydı. Onu pek sevdiğimizi söyleyemem. Ama günü tamamlamak için kesinlikle doğru yerdi.

Otelimize dönerken Red Light’dan da geçtik yani beklentiye göre değişebilir tabi ama çok da fazla zaman ayırmanıza gerek yok açıkçası 🙂 Camda el sallayan yarı çıplak insanları en başta plastik manken sandım, tamam kabul ediyorum 🙂

2. gün:

Bu sefer kahvaltı hakkımızı pankekden yana kullandık. Bir gün önce önünden geçerken beğendiğimiz bir pankek evine girdik. Olağanüstü iyi olmamakla beraber kötü de değildi. Standart temiz turistik bir mekandı. Sara’s Pancake House deneyebilirsiniz.

Aslında planımızda 2. gün herşeyi bitirmek ve 3. günü free day olarak bırakmak vardı ancak, bir önceki günün ve yolun yorgunluğuyla 2. gün biraz yavaş ilerledik.

I amsterdam yazısının bulunduğu meydana doğru ilerdedik. Fotoğraf çekildikten sonra IMG_6326Rembrant Museum ve Van Gogh Museum’u gezdik. Ardından otelimize uğrayıp biraz dinlenip telefonlarımızı şarj ettik. Her ikisi de olağanüstü güzel olmakla beraber biraz da büyük müzeler. Planınızı bunu düşünerek yapmalısınız.

Öğlen yemeğini atlamıştık ve akşam için de erkendi ancak, bu bizi durdurmadı. Maalesef Türkiye’de açılıp ardından kapanan Wok To Walk’u bulmuşken kaçırmadık 🙂 Ardından mağazalar kapanana kadar mağazaları ve hediyelik eşyacıları gezerek, hediyelerimizi tamamladık.

Rasgele girdiğimiz ama çok beğendiğimiz, 80’ler pop çalan turistik bir mekanda, şarap için guda peyniri tadarak günü tamamladık 🙂

3. gün:

Son gün için planımız Vondelpark ve Heineken Experience’dı. Kahvaltı için çok özel bir yer aramadık.

Vondelpark’a girmeden bisiklet kiralayacağımız son dükkandan bisileti kiralayıp yola çıktık. Burada itiraf etmem gereken birşey var ki ben bisiklet sürmeyi bilmiyorum 🙂 Kaldığım süre boyunca sepetinde çocuklarını taşıyan, kamyondan hızlı süren, bi yandan sürerken diğer yandan da mesaj çeken Hollandalıları hep bir dehşet içinde izledim. Hayatımda hiç izlemediğim kadar insanları izledim sanırım. Ama çok kibar insanlar ki hiç biri gelip sen napıyorsun demedi. Bunların hepsi sevgiden 🙂 Satış görevlisinin İngilizce’mizden şüphelenip defalarca 1 mi 2 mi bisiklet kiralayacaksınız demesinin de sebebidir bu. 🙂

Sabrından dolayı kendisine çok teşekkür etmem gereken sevgili gezi arkadaşım gerçekten çok uğraştı. Ezdim üstüne sürdüm yılmadı. Ama bisiklet sürebilmem için daha biraz zamana ihtiyacım var. 🙂 Kendi başıma her zaman göle düşme tehlikem var 🙂 Ama kendime çok güldüm. Yoldan geçen bana gülen herkese de çok güldüm. Çok eğlendim.

Öğlen 1 2 arası VondelPark’dan ayrılıp Heineken Experience’a doğru yola çıktık. Şimdi burda bilmeniz gereken, şehirdeki herkes korkunç zayıf ve atletik ama burada çalışanlar IMG_3030için bunu söylemek imkansız. Şahirde tek kilolu insanların toplu bulunduğu yer olabilir. Buna da şaşmamak gerekir çünkü, çalışan bize anlatırken 25’lik bir birayı tek dikişte içti. Günde kimbilir kaç grup geçiyordur, siz düşünün 🙂 Burayı çok detaylı anlatmak istemiyorum. Çünkü çok güzeldi, herşeyi kendiniz yaşamalısınız.

Heineken Experience’ı tamamladığımızda saatimiz 5 civarıydı. Son akşam yemeğine Hard Rock Cafe’yi saklamıştık tabi ki 🙂 Olağanüstü güzel burgerlerini ve Amsterdam’a özel biralarını yiyip içerek, Amsterdam yolculuğumuzu tamamladık.

Otelden havalalanına shuttle olduğunu rasgele farkettik ve son ulaşımı bu şekilde yaptık. Aynı şekilde sizin otelinizden de olabilir. Sormayı unutmayın, İyi eğlenceler 😉