Hangi yaşta olursak olalım bütün günümüz birşeylerin peşinden koşarak geçer. Hele İstanbul’da yaşıyorsanız -orada yaşayanlar daha iyi anlayacaktır- bu durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alır. Bir arkadaşımın da dediği gibi bi yere gitmeye çalışırken adeta gitmiyoruz, sürükleniyoruz.

Günlük koşturmaca içinde bir noktada kendi kararlarımızın peşinden koşmayı bırakmak zorunda kalırız. Hangi seçim sonuca daha kolay ulaştıracaksa onun peşinden gitmeye başlarız, seçimlerimizin değil sürünün peşinden gitmeye başlarız. Ve tüm bunlar olurken beynimiz bir şeylere kilitlenmiş etrafı günden güne daha az görmeye başlar. Bi yerden sonra etrafımızı görmemeye, sıkıcı sohbetleri defalarca defalarca yaparak sıkışmış gibi aynı gereksiz cümlelerin içinde kalırız. At gözlüğü gerçek olur. Artık hiç bir şey için alternatif yoktur. Panik, hırs, sonuca varma arzusu bizi kısıtlamaya başlar.

Sabahları servise yetişmeye çalışırken sabah serinliğinde havayı koklamayı, bir an önce evime varıp dinleneyim derken denizin üstündeki muhteşem gün batımını kaçırırız. Oysaki yakamozlar ne kadar da güzeldir ve denizin huzur verici kokusu, sesi. ağaçlı bi yolda yürüyüp kuşları dinlemek herşeyi iyileştirebilir. Ve tüm bunlar olurken içimizdeki çocuk giderek daha derinlere saklanmaya başlar.

En mutlu olduğunuz anların aslında en salakça, en çocukça anlar olduğunu hatırlayın. Bir an için gözlerinizi kapayın ve herşeyi uzaklaştırın. Anın dışına çıkıp uzaktan bakın. Rüzgarla yaprakların hışırtısını dinleyin, havayı koklayın ve gülümseyin 🙂 Ve unutmayın ki her daraldığınız anda bir an dışarıdan bakmayı başarırsanız hiç bir şey çözümsüz değildir. İşte o an tüm yollar önünüze çıkacaktır. O an herşey daha parlak, daha canlı, daha renkli, daha sesli olacaktır. İyi geceler..