“Bugün cennetten düşmeyelim, dünyaya kızıp küsmeyelim, bıp bıp bıp boşver, içip eğlenelim…” çalıyor fonda Redd’den. Bütün bir ömrü böyle yaşamak mümkün mü? Belki sadece bazı anları, ihtiyacımız olduğunda..
Hep anı yaşamak üzerine, öğütler, özlü sözler, kitaplar, eğitimler vs. Bence içinde olduğun andan keyif almak, o an karşına çıkan fırsatları planında olmasa da doğru bir şekilde değerlendirmek, faydalanmak ve geleceğe dair plan yapmak birbirinden farklı şeyler. Anda olmanın rüzgarla savrulan kurumuş bi yaprak gibi yönünü kaybetmemek olduğunu düşünüyorum. Tabi bilinçli olarak kendimizi böyle bir döneme geçirmediysek, amacımız buysa neden olmasın.
2022 almanağımı, 2023 temennisi olarak anı yaşamak üzerine bitirmiştim. Ve buradaki anı yaşamak, o an karşıma fırsatları doğru değerlendirmek üzerine bir temenniydi. Ancak 2023 için yazılı olmayan bir diğer temennim de biraz durulacağım, dinleneceğim bir yıl olması idi. Tabi ki hayatı keşfetmeye, gezmeye, etkinliklere katılmaya vs devam ettim, işimi yapabileceğim en iyi versiyonunda yapmaya çalıştım, kitap okudum vs ancak çok blog, konuşma, paylaşım açısından çok üretken olmadığım, ekstra her zaman zorladığım kadar çok kendimi zorlamadığım bir yıl oldu 2023. 2022 yi çok yorucu geçirdiğim için biraz kendime dönmem gereken bir sene idi 2023 ve de öyle oldu. İnsanın nerdeyim, napıyorum, bu hayattan ne istiyorum demesi için bazen biraz yavaşlaması gerekiyor. Tüm enerjimle 2024’e hazırım 🙂 Şimdi başa sarıp yılın nasıl geçtiğinin detaylarına inebiliriz.
2022’nin sonunu aileme de yardımcı olmak için çoğunlukla Bursa’da geçirmiştim, Ocak ortası gibi eski düzenime döndüm. Konserler, etkinlikler, kadıköy, ofis, arkadaşlar klasik bir beyaz yakalı şehirli hayatıma devam ediyordum. Şubat’da hepimiz deprem ile sarsıldık, çalışamadık, uyuyamadık, ya elimizden geleni yaptık, ya ekranlara gitlendik, twitter instagramdan uzaktan da olsa yapabileceğimiz yardımı yardımı uzaktan yapmaya çalıştım. Çok ağladık, çaresiz kaldık. Bütün ülke yas içindeydik ama bu orada yaşananları o kişilerin neler hissettiğinin yanında, ne desem bilemiyorum, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bi durum. Ne acı ki hala çoğu kişi deprem bölgesinde hala çadırlarda, konteynırlarda yaşarken, artık haberlerde, gündemde görmüyoruz. Unutmaya başladık. Her sene fotoğraf galerime bakarak yazarım bu yazıyı. Galerimde; annemin, kardeşim ve benim eskiden kalan oyuncaklarımızı paketleyip gönderdiği deprem bölgesinden ellerinde oyuncaklarımız küçük çocukların resmi ile tekrar hatırladım…
Bu sene farklı kaslarımı zorlıcaktım, kendime sözüm buydu. Şu kutu kutu boyanan yağlı boya setlerden aldım. Ama gaza geldim çok aşırı fazla kutuya bölünmüş birşey aldım. O kadar uzun sürdü ki, sıkıldım bi noktada bıraktım. Bir yıldır aynı noktada duruyor.
Yine tekirdag(kardeş sevdası), Bursa (aile ziyareti) İstanbul arasında geziyorum hafta sonları ara ara bu süreçte tabi.
Bir önceki sene Madrid’e giderken aldığım vizeyi, senenin devamında gelişen olaylardan kullanamamıştım. Bitmek üzereyken, son günü nerdeyse kendi kendimi gaza getirip Amsterdam’a(3. Hollanda) bilet aldım arkadaşlarımı ziyarete. Herkes kanal fotoğrafı paylaşır, ben apple pie paylaşıcam, normalde yediklerimi paylaşmam ama çok seviyorum bu apple pie’yı. Gidince eşyalarımı attım ilk buraya geldik 🙂
Dönüşte trenle Bruksel’e geçtim, küçük ama sevimli bir şehirdi. Bruksel benim için yeniydi. Günü birlik bir walking tura katıldım. Waffle ve patatesi gerçekten çok iyiydi. Çoğu avrupa ülkesinde yaşadığım şeyi Brüksel’de de yaşadım. Neden herkes herkesi kalıplara sokmayı çok seviyor anlamıyorum. Ailesi türk ama bilmem kim aslında Almanya’lı, Belçika’lı vs. çok duyuyorum bunu, böyle bir köken yok öncelikle. Her neyse walking tur’da tur rehberi işte Türkleri görmek istiyorsam X mahallesinde yoğunlukla yaşıyorlarmış, orada kebap yiyebilirmişim. Arkadaşlar bi yeri görmeye, keşfetmeye geliyoruz, neden o ülkede en çok bulunan yemeği orada arayalım, ayrıca her Türk kebap sevmek zorunda mı, ben sevmem mesela, zorunda isem yerim. Birden çok kebap var, ve her biri Türkiye’nin farklı bir bölgesine ait, Türkiye’ye ait değil. Genellemeleri hiç sevmiyorum.
Nisan ortası ise şimdiye kadar gittiğim en farklı kültürlerden birini deneyimlemek üzere Fas’a gittim. 2 kız arkadaş, bi tura katılıp bu maceraya atıldık. En çok Casablanca ve Marakeş’te zaman geçirdik. Burda daha neredeyse kış yaşanıyorken orada havuza giriliyor olması farklı bir deneyim oldu. Yemekler çok farklıydı, genelde kırmızı et olarak kuzu eti tüketiyorlar, her şeye Zerdeçal koyuyorlar( et – tavuk yemeklerine, pilava), çok fazla yemek seneçeği yok dışarda biraz ağır yemekleri, güvenli bir ülke. Karanın ortasında bir turizm cenneti yaratmışlar, insanlar havuzda yüzüp, havuzun kenarında güneşlenmek için yaz tatiline Marekeş’e geliyor. Çok enteresan, bunu pazarlayabiliyor olmaları büyük başarı. Genel olarak pahalı bir ülke değil, en pahalı yeri İstanbul’daki bağdat caddesi ya da Moda’da ortalama bir restoren fiyatlarında diyebilirim. Bir diğer enteresan unsur Fransız sömürgesi oldukları için eskiden Fransızca’yı çok iyi bilip, İngilizce’yi neredeyse hiç bilmiyor olmaları. Markete nereden gireceğimi anlayamayıp, otele geri dönüp, sonra yolda rasgele farklı bir market bulup alışverişimi yaptığım bir anım var. Çok temiz bir ülke değil maalesef bir de, hafif bi uçuk başlamıştı tam yola çıkarken, büyük bi yaraya çevirdi yolculuk esnasında. Argan yağının Fas’tan dünyaya kozmetiğe yayıldığını bilmeyen saflardan biri de bendim. Kadınların cildinin güzelliğinden, Loreal tarafından keşfedilmiş. Yolu düşen olursa, ciltte kullanmak için az işlenmiş halini satıyorlar arganın. Ama tuzlu fıstık gibi koyuyor, almayı düşünenlerin haberi olsun. Mükemmel bir gece kremi tabi. Fasla ilgili en ilginç anım ise, deveye binmiş olmam 😀 Yani deveye binmek için 8 sa yol gittik, 8 sa yol döndük. Esasen binmem diyordum ama ones in a lifetime experience. Benim deve deli çıktı o ayrı 😀

Nisan sonunda kuzenlerimden birinin Balıkesir’de düğünü oldu, daha önce Kaz dağlarında gidip kaldığım köyün içinde telefon internet çekmeyen tam bi inziva köşesi arkadaşlarımla çok sevdiğimiz bir otelimiz vardı. Gitmişken 1-2 gün ailecek mini bi tatil yaptım.
19 Mayıs tatilinde öncesinde de kafam kurduğum bir İzmir planım vardı. Giderim uzun kalırım, oradaki arkadaşlarımla görüşürüm, İzmir ofisinde kalan arkadaşlarımla birkaç gün ofisten çalışırım, duruma göre gezi planları yaparım vs. Bunu duyan sevgili İstanbul’daki arkadaşlarım da gelmek istedi ama tam karar veremediler. Son gece artık ya iptal olacak ya ben gidecektim sabahki halime göre. Arkadaşlarımdan 2si son dk kararıyla gelmeye karar verdiler. Otel tuttuk arayıp, ertesi sabah yola çıktık 😀 İlk Alaçatı’da kaldık. En son Alaçatı’ya gidişim pandemi öncesi. Aşırı kalabalıktı, çok pahalıydı, çok turist vardı. Uzunca bir süre için muhtemelen son gidişim oldu.
Ertesi gün Urla’ya geçtik, bağ yolu, sanat sokağı. Urla’yı çok sevdim, yemyeşil sakin, şaraplar güzel, manzara güzel, yemekler güzel, müzik güzel, insanlar sakin..
Daha bir sonraki gün ise Foça’ya geçtik, İzmir merkezde yerleşik birkaç arkadaşımızla da görüştük. Oradan akşam Konak’a geçtik, bombaları tabi affetmedik 😀 Ertesi gün ofiste çalışıp, akşam İstanbul’a doğru dönüşe geçtik. Keyifli ama yorucuydu. İzmir son gittiğimden bu yana çok farklıydı, daha kalabalık, daha karışık. Urla hariç.
Haziran’da Kurban bayramı güzel bi aralığa gelmişti, tam tatil yapmalık. Ama beni bilenler bilir, bayramlarda içimden tam bir anane çıkar 😀 Mutlaka ailemle geçiririm. Ama önemli olan beraber olmak, nerede olacağımız bunu değiştirmez. Annem Kıbrıs’ı çok merak ediyordu, kendi adıma benim de henüz listemde check atılmamıştı. Genelde insanlar Kıbrıs’a kumar için gidiyor, biliyorum ama bizimki biraz daha yaz tatili ve kültürel gezi birleşimiydi. Bir tur firması aracılığıyla ayarladık. Şimdi denizin ortasında bir ada, denizinin mükemmel olmasını bekliyordum, çok büyük beklentiyle gittiğim için sanırım deniz konusunda biraz hüsranım oldu. Amaç deniz tatili ise, ege kıyıları kesinlikle daha güzel. Biz Girne’ye yakın bir otelde kalıyorduk, bir gün günü birlik Girne’yi bir başka günde Magusa, GaziMagosa turuna katıldık. Kıbrıs genel olarak, çok bakıma ihtiyacı var izlenimi verdi. 2. katıldığımız gün rehber tarihi, insanların neler yaşadıklarını, GaziMagosa’nın nasıl neden kapalı olduğunu anlattı. Çok yakın tarih, yaşı az daha büyük olanlar herşeyi biri anlatmadan da bileceklerdir. Ama bu çağda bu gaddarlığa aklım almıyor. Çok güzellerdi.

Yazın devamını hafta sonu İstanbul festivalleri, adalar, yazlık mekik dokuyarak geçirdim. Normalde hafta sonu gezilerimi çok yazmıyorum ama Tekirdağ’da merak ettiğim bir şarap müzesini de gördüğüm kardeşimle bir sisters hafta sonumuz vardı, tam gaz kendimizi zorlayıp gezdiğimiz. O da çok keyifli bir hafta sonu idi.
Bir iş günü fazla izinlerimden kullanıp Çarşamba gün ortası yalıda yaptığım yogadan anımı da şöyle paylaşıyorum. Bucket listimden 1 madde düştü 😀
Ağustos’da ise 3 arkadaş Cunda’ya gittik, yine küçük bir tatil yaptık. Ada farklı birşey ya, İstanbul’da bile karşıya geçsem aynısı oluyor. Nasıl oluyor da birden hava temizleniyor, herşey çok taze ve lezzetli oluyor, biz neden bunları İstanbul’da yiyemiyoruz soru işaretleri 😀 Bu tatilimizle ilgili komik anı, herkesin istediği gibi bi otel tutmaya çalışırken, yanlışlıkla biraz mutasıp bi otel tutmuşuz, otele giriyoruz direk mayo bikini ile otelin içerisinde gezmek yasaktır yazısı, alkol satışı yok vs. İlk girişte minik bi şok oldu ama çalışanlar çok ilgiliydi, otelde kalanlar da çok çeşitli ve herkes birbirine çok saygılıydı. Bu yılın son tatili idi. Sonra kış moduna aldım kendimi 😀
Geçtiğimiz sene yeni birşey yapmak istiyorum, dil öğrenmek mesela demiştim. Ekim – Kasım aylarında 2 ay boyunca her hafta içi 2 akşam sürecek şekilde İspanyolca kursuna katıldım, Şubat’da ise geri devam edeceğim – ara verdik.
2023 ü Ağustos sonuna kadar sürekli gezerek, festivallere, etkinliklere katılarak geçirdim. Yazının en başında da dediğim gibi bi araya ihtiyacım vardı. Daha çok bütçe ve zaman ayırabilsem bunların sayısı daha da artardı ama mümkün olan oran böyle idi.
2024’den ne bekliyorum. Tabi bazı tatil planları var aklımda, daha blok blok ama bu sefer. Ocak ayının ortasındayım, erişebildiğim trend raporlarını inceledim, geçen seneden farklı önceki yıllardaki gibi aynı şekilde trend takibimi düzenli yapıyorum. Yeni kitabıma başladım ve oldukça ilerledim(Empowered) Ne yapmak istiyorum, daha çok kitap okumak istiyorum mesela hedefim ayda en az 1 kitap bitirmek, İspanyolca’da daha çok ilerlemek ve artık emekli oluşumu düşünerek adımlarımı atmak… Malum şu an bu yazıyı yazarken artık 35’imin son birkaç ayındayım.
Herkes için güzel bir sene olsun.
Bileklik kredisi kardeşime, marteniçka nedir öğretip üstteki bilekliği alıp bu güzel ve komik anıya bıraktığı için:D
ps: martenikçaları biri hediye almalıymış, kendine alırsan dileğin olmuyormuş!!!











Leave a comment